Devlet feminizmi kavramı

Doç. Dr. Fatma Fulya Tepe, İstanbul Aydın Üniversitesi, Türkiye*
Prof. Dr. ç, Linnaeus Üniversitesi, İsveç

Devlet feminizmi kavramı, teorik literatürde farklı şekillerde analiz edilmiştir. Post-endüstriyel ülkelerdeki devlet feminizmi deneyiminin önde gelen teorisyenlerinden Amy Mazur ve Dorothy McBride, devlet feminizmi teorisinin kurulduğundan beri üç aşamadan geçtiğini tartışırlar (Mazur & McBride, 2007). İlk aşama 1980’lerde Helga Hernes İskandinav bağlamında devlet feminizmi kavramını geliştirdiğinde başlar. Hernes devlet feminizmini kısmen kadınların taleplerine yanıt olarak, genel, sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm bulmak için tasarlanmış “toplumsal cinsiyet/kadın meseleleri odaklı bir dizi devlet faaliyeti” olarak tanımlamıştır. Hernes, devlet feminizmini sadece devlet tarafından gerçekleştirilen eylemler olarak görmüyor. Ona göre bu kavram, ayrıca tabandan (kadınlar ve daha genel olarak toplum) gelen isteklerle, tavan (devlet) arasındaki etkileşimin ya da süreçlerin çıktısıdır (Hernes, 1987). Batı Almanya’da da bir grup akademisyen bu aşamada devlet feminizmi kavramıyla çalıştı; ancak bu sefer onu olumsuz bir şekilde Komünist Parti’nin Doğu Avrupa’da ve Sovyetlerde kadınlara, kontrol edici ve gündemlerine el koyucu yaklaşımını ifade etmek için kullandılar (Mazur & McBride, 2007).

Devlet feminizmi teriminin gelişiminin ikinci aşamasında iki araştırma nesnesi, merkezi hale geldi: İlk olarak Avustralya’da geliştirilen ve devlet kurumları içinde faaliyet gösterme potansiyeli olan feminist aktörleri ifade eden “femokratlar” kavramı gündeme geldi (Mazur & McBride, 2007). İkinci önemli öğe ya da araştırma nesnesi de Avustralya’da ortaya çıkan ve BM politikalarının etkisi nedeniyle popüler olan Kadın Politika Ajansları (KPA) oldu. Mazur ve McBride hem birinci aşamada Kuzeyden gelen çalışmaların hem de ikinci aşamada Avustralya’dan gelen araştırmaların devletin daha pozitif bir resmini çizdiğini tartışırlar.

Devlet feminizmi kavramının batı-dışı bağlamlara uygulanması da bu aşamadadır. Örneğin, “otoriter rejimler hakkındaki bazı araştırmalar, devlet feminizmini erkek elitler tarafından sıklıkla geniş temelli hareketlerle ilgisi olmayan kadın liderlerin yardımıyla, kadınların desteğini kazanmak için geliştirilen politikalar ve yapıları tarif etmek için kullandılar. Böyle politikaların özellikle siyasi değişim anlarında -devrim, askeri darbe- kısa vadede kadınların statüsünü ilerletebileceği, fakat otoriter liderler kontrolü sıkılaştırdıkça, haklar ve yararların daha az önemli hale geleceği ya da toptan kaybolacağını tartıştılar” (Mazur & McBride, 2007).

İkinci aşamanın bir parçası da, 14 ülkeden KPA’ların incelendiği vaka analizlerini içeren Comparative State Feminism başlıklı önemli yayındır. Bu çalışmanın sınırlılıkları 1995’te bazı araştırmacıları Toplumsal Cinsiyet, Politika ve Devlet Araştırma Ağı’nı (RNGS) kurmaya yöneltti. RNGS, kendini Batı post-endüstriyel demokrasilerinde deneyimlenen devlet feminizmi deneyimiyle kısıtlar. Bu bağlamda devlet feminizmi KPA’ların kadın hareketleriyle ittifak oluşturma ve onlara politika arenalarında erişim ve hedeflerini başarmada yardım etme derecesi bakımından tanımlanmaktadır (McBride & Mazur, 2012: s. 5). RNGS Ağı devlet feminizmi araştırmasında üçüncü aşamayı oluşturur. Yani devlet feminizmi teorisindeki son gelişmelere göre, kadın hareketleri ve kadın politika ajansları, devlet politikalarını etkilediği sürece devlet feminizmi elde ederiz. Kadın hareketleri terimi, kadınların çeşitli örgütlü aktivizm biçimlerine gönderme yaparken Kadın Politika Ajansları ise, kadın hareketleri tarafından oluşturulan talep ve önerilere cevap vermek üzere kurulmuş resmi kurumlara gönderme yapmaktadır. Kadın politika ajanslarının siyasi güce ve feminist hedeflerin ulaşılabileceği arenalara erişimi varken, kadın hareketlerinin ise politika ajanslarına kadın çıkarları hakkında veri sağlamaları gerekir (Lovenduski, 2008: s. 174–175).

Post-endüstriyel ülkeler kaynaklı devlet feminizmi literatüründe birçok araştırmacı tarafından McBride ve Mazur’un yukarıda sunulan devlet feminizmi tanımı temel alınmıştır. Ancak kadın hareketlerini ve kadın hareketlerinin kadınların politika ajanslarıyla ittifakını “devlet feminizmi” teriminin içine dâhil etmek sorunlu bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım temel alındığında, örneğin, kadın haklarını teşvik eden, biri McBride ve Mazur’un tanımına uyan şekilde KPA ve kadın hareketi ittifakıyla oluşturulmuş, bir diğeri de böyle bir ittifaktan kaynaklanmayan iki hükümet politikasının ikisi de kadın haklarını teşvik etse de yine de farklı şekilde sınıflandırılabilir. Bu politikalardan bir tanesi kadın haklarını teşvik etmede diğerinden daha fazla işe yarasa bile, eğer kadın hareketinin taleplerinden türemediyse devlet feminizmi olarak sınıflandırılmayabilir. Diğer taraftan, kadın haklarını teşvik etmede daha az işe yarayan diğer politika, eğer McBride ve Mazur’un daha sonra gelen tanımının gerektirdiği şekilde oluşturulduysa devlet feminizmi olarak sınıflandırılabilir. Bu durum, McBride ve Mazur’un tanımında devlet feminizminin anlamı hakkındaki kavramsal bir sorunun, devlet feminizminin nasıl oluştuğu ya da nasıl meydana gelmesi gerektiği hakkındaki nedensel soruyla karıştırılmasından kaynaklanmaktadır.

Joni Lovenduski tarafından öne sürülen devlet feminizmi yaklaşımında ise devlet feminizmi, “kadın hareketinin taleplerinin devlet içinde savunulması” olarak tanımlanır. Bu yaklaşımda kadın politika ajansları devlet feminizmine araçsal önemdedir.

Burada kadın politika ajanslarının araçsal önemde olmasından kastedilen, bunların devlet feminizminin gerekli bir öğesi olmaması fakat feminist amaçları devlet içinden ilerletme ve gündemi belirleme imkânı sunmalarıdır (Lovenduski, 2005: s. 4). Burada vurgu, kadın hareketlerinde de değildir; kadın hareketlerinin taleplerinin savunulmasındadır. Yani bu tanıma göre, devlet feminizmi argümanları ilke olarak kadın hareketi dışındakiler tarafından da savunulabilir.

Ayrıca Lovenduski’ye göre devlet feminizmi sadece kadın hakları ya da çıkarlarını ilerleten kanunlar ya da politikalar olarak düşünülmek zorunda değildir. Bunun yerine mesele, süregiden bir tartışmayı cinsiyetlendirmek de olabilir.

İster kürtaj, ister eşit işe eşit ücret, ister seks işçiliği, ister siyasi temsil olsun, bir politika tartışması toplumsal cinsiyet açısından çerçevelendiğinde, kadın ve erkeklerin sosyal statüsüne odaklanarak yürütülecektir: “Böylece cinsiyetlenmiş tartışmalar, problemin ve önerilen çözümlerin kadınları erkeklere göre nasıl etkileyeceği hakkındaki fikirlerle çerçevelenmiş politik tartışmalar olarak tarif edilebilir.” (Lovenduski, 2005: s. 7). Yani “[b]ir kadın hareketi stratejisi, politika içeriği ve çıktısını etkilemek için tartışmayı çerçevelemektir. Amaç, tartışmayı kadınların statüsünü ilerletecek şekilde çerçevelemektir.” (Lovenduski, 2005: s. 8). Bir politika tartışmasını cinsiyetlendirme, bir devlet feminizmi söylemi olarak düşünülebilir. Belli bir tartışmayı olumlu feminist idealler açısından cinsiyetlendirmede de bağımsız gazeteciler, editörler, akademisyenler, entelektüeller, kurgu yazarları ve kamu fikrini etkileyebilecek kapasite ve fırsata sahip diğer kişiler de feminist aktivistler kadar etkili olabilir.

Mazur ve McBride’ın, kadın hareketlerinin faaliyetlerini devlet feminizmi kavramına merkezi tutması, tüm kadın hareketlerinin feminist olmadığı gerçeğini ihmal ettiği için eleştirildi. Celia Valiente’nin işaret ettiği gibi “feminist hareket kadın hareketiyle eş anlamlı değildir” (Valiente, 2007: s. 531). Ayrıca Batılı olmayan bağlamlara baktığımızda “feminist liderlik, etkili kadın politika makinalarının etkinliği için gerekli değildir”. Bunun yerine “feminist harekete geçmişte katılmamış ama siyasi dünya hakkında ya da bürokrasi hakkında derin bilgisi olan ve siyasi sınıf ve bürokratik elitle kişisel bağları olan kadınlar”ın becerileri, “feminist reformları ilerletmek için son derece yararlı” olmuştur (Valiente, 2007: s. 534-535). Valiente’nin eleştirisi devlet feminizminin feminist olmayan kadın hareketlerinin eylemlerinin bir sonucu olabileceğini göstermektedir.

Diğer taraftan, bu durumun tersi bir genellemenin doğru olduğunu da varsayamayız. Yani bir kadın hareketi, sırf kadın hareketi olduğu için devlet feminizmi üretmeye muktedir demek de doğru değildir. Joyce Outshoorn‘ın gözlemlediği gibi “geleneksel kadın rollerini savunan ya da kürtaj ya da eşcinsel evliliğe karşı çıkan kadın grupları vardır” (Outshoorn, 2012: s. 145). Böyle bir kadın grubunun, kendini devlet feminizmi üretmek için kadın politika ajanslarıyla ittifaka sokacağını beklemek olası değildir. Buradan feminizmin kadın hareketlerinin gerekli bir koşulu olmasa da en azından anti-feminizmin yokluğunun gerekli bir koşul olduğu ortaya çıkmaktadır. Benzer şekilde kadın politika ajanslarına döndüğümüz zaman, onların da feminist bir duruş sergileyeceklerini garanti edemeyiz. Johanna Kantola ve Joyce Outshoorn’un kelimeleriyle, “kadın politika ajanslarının feminist olduklarına dair a priori bir varsayım yoktur. Bu kurumların feminist olma derecesi ampirik bir sorudur (Kantola & Outshoorn 2007: s. 4).

Devlet feminizmi kavramı tartışmasını özetleyecek olursak, bu kavramın kadınların haklarını veya en önemli çıkarlarını teşvik eden devlet politikaları bakımından analiz edilebileceğini kabul edebiliriz. Bu analiz söz konusu politikaların herhangi bir kadın hareketi tarafından başlatılması veya savunulması gerektiğini varsaymaz. Ayrıca bu politikaların, kadın haklarını ya da çıkarlarını teşvik etmek üzere tasarlandıklarını; yani kasıtlı olarak feminist olduklarını varsaymaz. Sadece bu hakları veya çıkarları teşvik etmeleri yeterlidir. Böyle bir devlet feminizmi anlayışıyla kadın hareketleri ve politika yapıcıların niyetlerinin oynadığı rolle ilgili sorunlardan sakınmak mümkündür. Eğer devlet politikaları, kadınların haklarını ya da çıkarlarını gerçekten teşvik ediyorsa, o zaman devlet feminizmini örnekliyorlar demektir.


Kaynaklar

Hernes, H. M. 1987. Welfare State and Woman Power, Oslo: Norwegian University Press.

Kantola, J., Outshoorn, J. 2007. “Changing State Feminism”, editörler Joyce Outshoorn & Johanna Kantola, Changing State Feminism, New York: Palgrave Macmillan.

Lovenduski J. 2005. “Introduction: state feminism and the political representation of women”, State Feminism and Political Representation, editör Joni Lovenduski, Cambridge: Cambridge University Press.

Lovenduski, J. 2008. “State Feminism and Women’s Movements”, West European Politics, vol. 31(1–2), 169–194.

Mazur, A. G., McBride, D. E. 2007. “State Feminism since the 1980s: From Loose Notion to Operationalized Concept”, Politics & Gender, vol. 3(4), 501–513.

McBride D. E., Mazur, A. G. 2012. “The State Feminism Project”, editörler McBride D. E. &. Mazur A. G, The Politics of State Feminism, Philadelphia: Temple University Press.

Outshoorn, J. 2012. “Social Movements and Women’s Movements”, editörler McBride D. E. & Mazur, A. The Politics of State Feminism, Philadelphia: Temple University Press.

Valiente, C. 2007. “Developing Countries and New Democracies Matter: An Overview of Research on State Feminism Worldwide”, Polities & Gender, vol. 3(4), 530–541. 


[1] Bu yazı, Doç. Dr. Fatma Fulya Tepe’nin 114K103 nolu Tübitak 1001 projesine dayanmaktadır.

Fatma Fulya Tepe kimdir?

Fatma Fulya Tepe, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde sosyoloji alanında Doçenttir. İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünden Magna Cum Laude ile mezun oldu.

Doktorası aynı üniversitenin Sosyoloji bölümünden. Doktora tezinde temel bilimler ve mühendislik alanlarında çalışan İstanbullu kadın akademisyenlerin ev hayatındaki işbölümünü inceledi.

Doktorası sırasında İsveç, Hollanda ve Almanya’dan aldığı burslarla araştırma yaptı ve kadın çalışmaları alanında dersler takip etti.

Dr. Tepe ayrıca cinsiyet çalışmaları, sözlü tarih ve melezlik ile ilgili makaleler yayınladı. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (Tübitak) tarafından 2014’te finanse edilen bir araştırma projesinde, 1966-1974 yılları arasında yayınlanan Türk Kadını dergisinin söylemini devlet feminizmi açısından inceledi.

2017 yılında Feminist Formations dergisinde bu araştırmadan yola çıkarak “Turkish Mother Citizens and Their Homefront Duties” başlıklı makalesi yayınlandı.

2022 yılında Emeritus Profesör Per Bauhn ile Journal of International Women’s Studies dergisinde “The Turkish Angel in the House: A Travelling Concept in the Housewife Poems of Ziya Gökalp and Halide Nusret Zorlutuna” başlıklı makalesini yayımladı.

“Çok Partili Dönemin Başında Mizah Dergilerinde Kadınların Temsili: Boşboğaz (1945) ve Bıldırcın (1947) Örnekleri” başlıklı projesi Ocak 2023’te Tübitak 1001 projesi olarak kabul edildi.

 

Per Bauhn kimdir?

Per Bauhn, Linnaeus Üniversitesi’nde pratik felsefe profesörü. Doktora tezini 1989’da Lund Üniversitesi’nde Politik Terörizmin Etik Yönleri üzerine savundu, 1996’da Lund Üniversitesi’nde pratik felsefe alanında doçent oldu ve 2004’te aynı konuda o zamanki Kalmar Üniversitesi’nde (2010’dan itibaren Linnaeus Üniversitesi) profesörlüğe terfi etti.

Nationalism and Morality (1995), The Value of Courage (2003) ve Normative Identity (2017) kitaplarını yayınladı. En son kitabı İsveççede “Özgür Yaşa ve İyi Yaşa: Ahlak, Anlam ve İnsan Hakları Üzerine Bir Araştırma” (2020)’dır.

Bauhn ayrıca insan hakları, kurtarma görevinin temelleri ve sınırları, mülteci kabulü ve insani müdahaleler gibi konularda ahlak felsefesi ve siyaset felsefesi alanlarında çeşitli makaleler yazdı.

Ayrıca, güzelliğin ahlaki değeri ve sanat ile faillik arasındaki etkileşim üzerine estetik alanında makaleler yayınladı. Bauhn, İsveç günlük basınında ve Felsefe Odası isimli radyo programında sık sık yer almaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

diyarbet
mrbahis
favorislot
markaj giriş
trwin
big bass bonanza oyna
gates of olympus oyna
egt oyna
favorislot
markaj giriş
trwin
betingo
bahisbudur
tarafbet
casi pol
casipol giriş
casipol giriş
casipol
casipol
romabet
tarafbet
mrbahis
casipol şikayetvar
casipol giriş
casipol twitter
casipol şikayet
casipol
casipol güncel giriş
casipol güncel
casipol giriş
casipol girişi